|
|
  
''Uğruna ölmekse eğer seni yaşatmak,
bin defa ölürüm de adına leke sürdürmem.
Gururdur, namustur bayrak ve sancak,
Aksa da kanım korkma; haini güldürmem!'' -iznillah-
SEN Spaceme qiren Kaçıncı Kişisin?
HazırLadıqım VideolaR..:  
--Sağ Taraftaki Yazıların üzerine Tıklamanız Yeterli....
Allahım Bana Seni Sevdirecek
Ve Beni Senin Sevgine Yaklaştıracak
İnsanların Sevgisine Nail Eyle
Allahım: lütfetki gittiğimiz heryere barış götürelim,bölücü degil,bağdaştırıcı,birleştirici olabilelim,nefret olan yere sevgi,yaralanma olan yere affedicilik,kuşku olan yere inanç,ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık ve üzüntü olan yere sevinç saçıcı olmayı bize nasip et, YA RABBİ: kusurları gören değil, kusurları örtenlerden,teselli arayanlardan değil,teselli edenlerden,anlayış bekleyenlerden değil,anlayış gösterenlerden,yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil,sevenlerden olmamıza yardım et,
yağmur gibi hiçbirşeyi ayırt etmeyip,aktığı heryere canlılık bahşedenlerden, güneş gibi hiçbirşeyi ayırt etmeyip,ışığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan,toprak gibi,her şey üstüne bastığı halde hiçbirşeyini esirgemeyip,nimetlerini herkese verenlerden olmayı bize lutfet, alan değil veren ellerin,affedici olduğu için affedenlerin,hakla dogan,hakla yaşayan,hakla ölenlerin ve sonsuz yaşamda yeniden doğanların safına katılmayı bize nasip et. Allahım: azabından rızana,affına,senden yine sana sığınıyoruz, SEN kendini yücelttiğin gibi biz SENİ yüceltemeyiz, Allahım:Doğu ile batıyı birbirinden uzak tuttuğun gibi,bizide günahlardan uzak tut, Allahım:
Sonunda küfür olmayan bir iman ve yakin,dünya ve ahirette şerefini kazandıracak bir rahmet ihsan et, Allahım:
Bize,bizimle günahlarımız arasında bir engel meydana getiren bir korku,cennete ulaştıracak bir itaat,dünya musibetlerini kolaylaştıracak bir inanç ver, Allahım:
Hayatımızı hertürlü hayrın artmasına,ölümümüzü hertürlü kötülükten kurtuluşa vesile kıl,
Allahım: Korkmayan kalpten,kabul edilmeyen duadan,doymayan neftsen ve fayda vermeyen ilimden sana sıgınıyoruz, Allahım: Bizleri hidayette olan ve hidayete ulaştıranlardan eyle,boşa geçen ömürden,cimrilikten,fakirliktende sana sığınırız, SANA ibadet etmede,SANA şükretmede, SENİ zikretmede bizlere yardımcı ol, Allahım: SEN affedicisin, bizleride affet.
YAĞMUR...
(bu Efendimiz için yazılan cok güzel bir naat'tır)
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin arasına dikilir yesil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim
Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler sahinin hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydim
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradim Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefsinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Nurullah Genç
MEVLANA'yı anlamak
 
Mevlana deyince belki aklımıza ilk gelen ; Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel... ile başlayan ve biten bu güzel satırlar olmuştur. Biten diyorum çünkü ; asırlara ,gönüllere ,medeniyetlere mührünü vuran bu büyük düşünür,hoşgörü ve sevgi insanı Mevlana hakkında pek çok insanın dağarcığında bundan fazlasını bulmak çok şaşırtıcı olsa gerek.
Peki ama Mevlana deyince bir çırpıda söylediğimiz gel, ne olursan ol yine gel demekle Mevlanayı yeterince anlamış oluyormuyuz?
“Gel ama geldiğin gibi gitme “ bu güzel satırların neresinde kalıyor? Bu inceliği anlamak mı istemiyoruz yoksa?
Mevlâna, yaşadığı dönemlerde sadece eserleriyle değil yaşayış tarzı, hal ve hareketleri ve karşılaştığı olaylardaki beyan ettiği fikirleriyle de insanlara doğru yolu göstermiş ve onlara örnek olmaya çalışmıştır. Mevlana’yı anlamak onun bu yaşayış tarzını benimsemek ve uygulamakla uygulamakla mümkündür ancak. Sevgi ve hoşgörü ikliminin en güzel temsilcisi Hz. Muhammed (S.A.S)’in varisidir O ve Onunla birlikte bunu temsil eden gönül erleri.
Sevgi ve Hoşgörüyle bezenmiş bir dünya ancak bu güzel mesajın gönüllere yerleşmesiyle mümkün olacaktır. Mevlana’ya ait hangi sözü rehber edinirsek edinelim her zaman başarı ve mutluluğun kapıları açılacaktır bizlere.Gözlerini dış dünyadan biraz da kendi içlerine çevirmek isteyenlerin,kendi ruhunda yolculuk yapmak isteyenlerin kendini bilmek ve tanımak isteyenlerin rehberi. Yüzlerce yıldır her türlü karanlığı aydınlatan ışık.
Mevlana çağırıyor bizi .Bu çağrıya kulak verip koşalım Peygamberin (S.A.S) varisine ,dostuna.
Gittiğimiz gibi değil Mevlana’nın öğrencisi olarak dönelim bu kez.
MEVLANA'DAN SÖZLER
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
• Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
• Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
• Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
• İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
• Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
• Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
• Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
• Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
• Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
• Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
• Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
• Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
• Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
• O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
• Genişlik, sabırdan doğar.
• Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
• Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
• Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
• Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
• Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
• Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
• Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
• Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
• Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
• Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
• Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
• Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış, kendiliğinden gelmedi sana, onu sen çağırdın.
• İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
• Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
• Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
• Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
• Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
• Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
• Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
• Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
• Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
• Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
• Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
• Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
• Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
• Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
• Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
• Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
• Verdiğini geri alan kişi, köpek gibi kusmuğunu yemiş olur.
• Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
• Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
• Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
• Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
• Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
• Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
• Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
• Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
• Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
• Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
• Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
• Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
• Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
• Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
• Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
• Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
• Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
• Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
• Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
• Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
• Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
• Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
• İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
• İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
• A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
• Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
• Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
• Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
• O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
• Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
• Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
• Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
• Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
• İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
• Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
• Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
• Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
• Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
• Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
• Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
• Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
• Dert, insana yol gösterir.
• İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
• İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur.
• Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.
• Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.
• Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım?
• Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?
• Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar.
• Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak, sırları örtmek yaraşır.
• Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?
• Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur
• Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir.
• Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter.
• Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.
• Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.
• Dünyaya demir atmış Karun'u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa'yı gökyüzü çekti, yüceltti.
• Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.
• Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.
• Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı'dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.
• Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o?
• Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.
• Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar.
• Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi yavaş ol.
• Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar.
• Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları.
• Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran olmadıkça feryat etmez.
• Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak.
• Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi.
• Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar?
• Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal,
• İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.
• Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz?
• O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur.
• Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir.
• Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez.
• Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.
• Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.
• Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur.
• Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır.
• Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!
• Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi.
• Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.
• Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur.
• Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa.
• Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür.
• Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir.
• Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.
• Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.
• Yoksul, cömertliğin aynasıdır.
• Peygamberler insanları Allah'a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar?
• Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin düşündürdükleri...
• Sabır, genişliğin anahtarıdır.
• Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur.
• Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir
• Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil.
• Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
• Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır.
• Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur.
• İnanan, inananın aynasıdır.
• Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak
• Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir.
• Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint'li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak.
• Yokluk, varlığın aynasıdır.
• Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.
• Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir.
• Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur.
• Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.
• Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı?
• Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi?
• Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.
• Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı'dan medet umuyorlar.
• Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir?
• İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.
• Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli nerede
• Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.
• Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir.
• Bağış, kine merhemdir.
• Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?
• Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.
• c • Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur.
• Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.
• Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.
• Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.
• Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
• Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir?
• Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.
. Bal yiyen arısından gocunmaz..
• Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o.
• Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?
• Davud'un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor.
• Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.
• Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var.
• Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.
• İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan
bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır.
• Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın.
• Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.
• Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın.
• Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik.
• Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı'ya makbuldür.
• İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan,
beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir.
• Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur.
• Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var?
• Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.
• İnci de denizin dibinde, taşlarla beraberdir. Övünçte, ayıpların arasındadır.
• Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.
• Öküz, ansızın Bağdat'a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür.
• Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.
• Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur.
• Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.
• Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar.
• Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de.
• Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
• İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste.
• İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır.
• Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır.
• Ömür de Allah'la hoştur, ölüm de. Allah'a kavuşmadıktan sonra, ab-i hayat bile ateştir. ALLAH
• Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu?
• Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir.
• Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?
• Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.
• Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.
• Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da.
• Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç?
• Padişah, töhmet altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün.
• Eğri ayağın gölgesi de eğridir.
• Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı'yı görmüş olur.
• Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.
• Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak.
• Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı.
• Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak
August 25
EN GÜZEL ÇOCUK İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Kız isimleri ve anlamları
Afra: Ayın 13. gecesi, beyaz toprak. Ahsen: Daha güzel, en güzel.
Aişe: Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören.
Amine: Gönlü emin, kalbinde korku olmayan Peygamberimiz’in annesinin adı (Emine) Asude: Rahatlamış, keder ve sıkıntıdan uzak. Asuman: Gök, sema. Ayşegül: Gül renkli, canlı ve güzel. Ayşen: Ay gibi parlak, neşeli, sevimli. Ayşenur: Nurlu, ışıltılı hayat. Banu: Kadın, hanımefendi, prenses. Bedia: Örneksiz yaratan ve örneksiz yaratılmış, güzel, eşsiz. Bengisu: Ebedilik, ölümsüzlük veren su. Betül: Bakire, namuslu kadın. Beyza: Ak, bembeyaz, lekesiz. Binnur: Nurla özdeşleşmiş. Büşra: Müjde, sevinçli haber. Canan: Sevgili, sevilen kadın, yar. Didem: Gözüm Dilan: Gönül dostu. Dilara: Gönül alan, gönül kapan, gönlü dinlendiren. Dilşad: Gönlü hoş, sevilmiş. Eda: Naz, cilve. Emel: Ümit, hülya. Emine: Güvenilir, inanılır kadın. Fatma, Fatıma: Sütten kesilmiş. Feride: Eşşiz, benzeri olmayan, kibirli gururlu. Feyza: Bolluk, çokluk. Füsun: Büyü, sihir, şaşırtıcı güzelliğe sahip. Gülbanu: Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gülcan: Gül gibi güzel canlı. Gülizar: Gül yanaklı. Gülperi: Gizli gül. Gülşah: Güllerin şahı. Günnur: Güneş ışığının aydınlığı. Handan: Güleryüzlü. Hatice: Vakitsiz erken doğan kız çocuğu. Hülya: Hayal, kuruntu, vehim. Hümeyra: Pembelik. Jale: Sabah çiceklerin üzerinde görülen su damlacığı, kırağı. Jülide: Karmakarışık, dağınık. Kübra: Büyük olan. Latife: Yumuşak, hoş, mülayim. Leyla: Çok karanlık gece. Macide: Şan ve şeref sahibi. Mehlika: Ay yüzlü güzel. Mehpare: Ay parçası, çok güzel. Melda: Genç körpe ve nazik. Meryem: İbadete düşkün insan. Mihriban: Şefkatli, merhametli, muhabbetli. Muazzez: İzzet ve şeref sahibi. Mukadder: Takdir olunmuş ve kıymeti bilinmiş. Mukaddes: Kutsal, temiz. Müberra: Temize çıkmış, arınmış, müstesna. Mücella: Parlatılmış, parlak. Müjgan: Kirpikler Münire: Nurlandıran, ışık veren. Müzeyyen: Süslenmiş. Nadide: Görülmemiş, çok değerli. Nadiye: Seslenen. Nâlân: İnleyen, feryad eden. Nazan: Nazlı. Nazife: Temiz, pak. Necla: Çocuk, evlat. Nermin: Yumuşak. Nigar: Sevgili, resim gibi, put gibi kadın. Nihal: Sevgili, düzgün fidan. Nihan: Gizli, saklı, bulunmayan. Nuran: Nurlu, runa ait. Nuray: Işık saçan ay. Nurbanu: Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. Nurcan: Canlı, neşeli, hayat dolu. Nurefşan: Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan. Nurgül: Gülün en parlak olanı. Nuriye: Işıklı. Nurten: Teni ışık gibi beyaz olan. Rahime: Hafif sesli, latif konuşan kadın. Rüveyda: Hoş, ince, nazik. Saadet: Mutluluk. Sabâhat: Güzellik, letafet. Sabiha: Güzel, latif, şirin. Saime: Oruç tutan kimse, oruçlu. Saliha: Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi kadın. Semra: Esmer. Sena: Övgü ile ilgili, şimşek parıltısı. Serpil: İyi geliş, büyü, güzellik. Seval: Severek al, hep sev. Süeda: Uğurlu insanlar. Süheyla: Yumuşak iyi huylu kadın. Süreyya: Ülker yıldızı. Süveyda: Kalpteki gizli günah. Şahika: Zirve, doruk. Şebnem: Çiğ, kırağı. Şemsinur: Nurun güneşi. Şermin: Utangaç, mahçup. Şevval: Arap takviminin 10. ayı. Şeyda: Aşk çılgını, aşık. Şule: Ateş alevi. Şükriye: İyilik bilme. Tuba: Kökü yukarıda, dalları aşağıda cennet ağacı. Türkan: Benzerlerinin arasında nitelikleriyle ayrılan. Vildan: Yeni doğmuş çocuklar, cennet çocukları. Zehra: Çok beyaz ve parlak yüzlü. Peygamberimiz’in kızı Hz. Fatıma’nın lakabı. Zerrin: Altından mamul, parlak. Zeynep, Zeyneb: Değerli taşlar, mücevherler. Zübeyde: Öz, asıl, cevher.
Erkek isimleri ve anlamları
Abdullah: Allah’ın kulu. Abdurrahim: Rahim’in (Allah’ın sıfatlarındandır) kulu. Abdurrahman: Rahmanın kulu. Abdülhamid: Bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu. Abdülkadir: Her şeye gücü yeten Allah’ın kulu. Ahmet: En çok övülmüş, methedilmiş, beğenilmiş. Akif: Bir şeyde sebat eden. Ali: Yüce, ulu. Alparslan: Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Alperen: Yiğit, bahadır. Arif: Meşhur, çok tanınmış, irfan sahibi. Asım: Günahtan, haramdan çekinen. Avni: Yardımla ilgili, yardıma ait. Aytekin: Ay şehzadesi. Aziz: Muhterem, sayın. Bahadır: Savaşlarda yılmazlığıyla üstünlük kazanan kişi. Bahattin, Bahaddin: Dinin değeri, değerlisi. Bârân: Yağmur. Baykal: Yaban kısrağı, deniz, derya. Behçet: Güleryüzlülük. Behzat: Doğuştan iyi. Beşir: Müjdeci. Bülent: Yüksek, yüce, uzun. Cafer: Küçük akarsu, çay, sütü bol deve. Cahit: Çalışan, gayret eden, çabalayan. Celal: Ululuk. Celil: Çok büyük ve ulu. Cemil: Güzel. Cevdet: İyilik, kusursuzluk. Cihan: Alem, kainat. Cüneyt: Küçük asker, askercik. Emin: Korkusuz kimse, emniyette olan. Emre: Aşık, müptela. Erdem: Fazilet, maharet. Erdinç: Duru, güçlü erkek. Erdoğan: Yiğit doğan. Ergun: Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergün: Yumuşak, uysal kimse. Erhan: İyi adaletli hükümdar. Ertan: Dericilerin yaprağıyla deri boyadıkları bir nevi ağaç. Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit. Ertunga: Yiğit, hakan. Esat: Oldukça mutlu, çok hayırlı. Eyüp, Eyyüp: Sabırlı, günahlarına tevbe eden. Fahrettin: Dinin övdüğü. Fahri: Övünmeye mensup. Faruk: Doğruyu yanlıştan ayıran. Hz. Ömer’in lakabı. Fatih: Fetheden, İslam’a açan. Fazıl: Fazilet sahibi. Ferhat: Sevinç, neşe. Fethi: Fethe mensup. Fevzi: Galip gelen. Fuad: Kalp, yürek, gönül. Furkan: Hakkı batıldan ayırma. Gökhan: Uranüs gezegeni. Gültekin: Genç delikanlı, nazik. Gürhan: Hanlar hanı. Gürkan: Genç, taze. Habib: Sevgili. Hakkı: Doğrulu ve insaf sahibi. Halid: Sonsuz, daim. Halis: Hilesiz, katkısız. Hamdi: Şükreden, şükredici. Hamdullah: Allah’ın övgüsü. Hamza: Heybetli, azametli anlamında, aslan. Hasan: Güzellik, iyilik sahibi. Hilmi: Yumuşak huylu, sakin tabiatlı. İbrahim: İnananların babası. İhsan: İyilik etem. İlyas: Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. İsa: Dört büyük peygamberden biri. İsmail: Hz. İbrahim’in oğlu. Kâmil: Tam, noksansız. Kâzım: Öfkesini yenen kimse. Kemal: Olgunluk. Kerem: Asalet. Kerim: Kerem sahibi. Lütfi: Hoşluk, güzellik. Mahmut: Hamd olunmuş, övülmüye değer. Mansur: Yardım olunmuş. Mehmet: Muhammed isminin Türkçede Peygambere saygı dolayısıyla aldığı biçim. Memduh: Övülmüş. Metin: Metanetli, sağlam, özü sözü doğru. Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse. Muammer: Yaşayan. Muaz: Korunan, izzet sahibi. Muhammed: Tekrar tekrar övülmüş. Peygamberimiz’in isimlerindendir. Muharrem: Haram kılınmış. Muhsin: İyilikte bağışta bulunan. Mustafa: Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. Mükremin: İkram olunmuş. Naci: Kurtulan, selamete kavuşan. Nail: Muradına eren. Naim: Bollukta yaşayan. Necati: Kurtulmaya mensup. Necdet: Korkusuz olmak, yiğitlik. Necip: Soyu sopu temiz. Necmeddin: Dinin yıldızı. Nihat: Huy, yaratılış. Nuri: Nurlu. Nurullah: Allah’ın nuru. Oğuz: Mübarek, saf, iyi yaratılışlı. Orhan: Şehrin yöneticisi, hakimi. Recai: Allah’a yalvaran. Recep: Gösterişli, heybetli. Rıdvan: Rıza, razı olma. Rıfat: Yükseklik, yücelik. Rıfkı: Yumuşaklık. Rıza: Hoşnutluk. Ruşen: Aydın, parlak. Rüstem: Yiğit, kahraman. Sacid: Secde eden. Said: Mübarek, kutlu, uğurlu. Sedat: Doğru ve haklı. Sezâi: Uygun, yaraşan. Sıtkı: İç yürek temizliği. Süleyman: Huzur, sükun. Şükrü: Şükretme. Tahsin: Güzel bulma, beğenme. Târık: Sabah yıldızı. Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse. Turan: Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Turhan: Soylu seçkin kimse.
|